...:::islamoFBulgaria.NeT:::...
ИСЛЯМ НА ДРУГИ ЕЗИЦИ => ÒÓÐÑÊÈ - TÜRKÇE => Темата е започната от: Zubeyr в 31 декември 2009, 22:10:46
-
SIDDÎKLAR ALEMDÂRI HZ. EBÛ BEKİR (ra) -1
HAYATI
1. DOĞUMU-NESEBİ
Hz. Ebu Bekir, meşhur Fil Vak'ası'ndan iki sene altı ay sonra doğmuştur. Asıl adı Abdullah b. Osman b. Âmir b. Amr b. Ka'b b. Sa'd b. Mürre et-Teymi'dir.1 Cahiliyye döneminde adı Abdullât, Abdulka'be veya Abduluzza olan Ebu Bekir'e, Abdullah adını Hz. Muhammed (sav) vermiştir.2 Babasının adı Osman olup Ebu Kuhafe lakabıyla meşhurdur. Annesinin adı ise Selma binti Sahr'dır. Annesi, Mekke'de bütün hayırların annesi manasına Ümmü'l-Hayr lakabıyla tanınmaktadır.3
2. LAKABI
Onun ilk lakabı "Atik"dir. Allah Rasulü (sav) Hz. Ebu Bekir'in cehennemden azad edildiği müjdesini aldığı için, bu manada ona "Atik" lakabını takmış ve Abdullah b. Osman'a nisbetle, "Atik"i daha çok kullanmıştır.4
İbn-i Hacer'in kaydettiğine göre, ed-Dûlâbi, el-Kûnâ adlı eserinde ve İbn-i Mende de Mûsa b. Talha tarikiyle; Ebu Bekir'in annesinin Ebu Bekir doğacağı zaman başka erkek çocuğu olmadığını ve onu doğurunca Kabe'ye gidip şöyle dua ettiğini kaydeder: "Allahım! Bu senin ölümden azadlındır. Onu bana bağışla." Yine İbn-i Hacer, İbn-i İshak'ın "Onun Arabın en temiz nesebine sahip olduğunu" Aclî ise "Onun nesebiyle birlikte Kureyş'in en alimi olduğunu söylediklerini" kaydeder.5
Her konuda ve hasseten İsra gecesi sabahında Allah Rasulü'nü (sav) ilk tasdik eden olması sebebiyle, ona SIDDÎK da denilmiştir. 6
Leys b. Sa'd ve Kuteybe'ye göre yüzünün güzelliğinden dolayı, Allah Rasulü (sav) ona "Ebu Bekir" lakabını vermiştir. Hz. Ali'ye göre ise, Ebu Bekir ismini Allah gökten inzal etmiştir.7
3. ŞEMÂİLİ
Hz. Ebu Bekir, beyaz tenli, zayıf bedenli, arık yüzlü, seyrek ve az sakallı çukur gözlü ve çıkık alınlı idi.8 İbn-i Hacer ise, İbn-i Sa'd'ın Vakidi'den Hz. Aişe tarikiyle, İbn-i Ebi'd-Dünya'da Zühri'den "Hz. Ebu Bekir beyaz tenli, latif, kıvırcık saçlı birisiydi" dediklerini nakleder.9
Hz. Ebu Bekir, Cahiliyye döneminde Kureyş'in en ulularındandı. Pek çok konuda kendisine danışılır, görüşü alınırdı. Kabilesine yakın olmaya çalışan kimselerin üstlendiği diyet, borç, alacak meseleleri kendisine götürülürdü. Çok sevilen, yumuşak huylu, güzel ahlâka sahip bir tüccardı. Arap soyunu ve tarihini çok iyi bilirdi.10
4. FAZİLETLERİ
a. İslâm'ı Kabulü
Hz. Ebu Bekir'in Müslüman olduğu anı, Allah Rasulü'nden dinleyelim: "Kimi İslâm'a çağırdımsa, muhakkak onda bir duraklama, bir tereddüt olmuştu. Ama Ebu Bekir, İslâm'ı teklif ettiğimde, ne duraksadı, ne de tereddüt gösterdi."
İşte bu Hz. Ebu Bekir. Hz. Âişe'nin bize anlattığına göre, bir gün Efendimizi görmek üzere evden çıkıyor. Yolda O'na rastlayınca:
-"Ey Ebe'l-Kasım, kavminin toplantılarında görünmez oldun. Seni, babalarını ve analarını ayıplamakla itham ediyorlar" dedi. Allah Rasulü de cevaben:
-"Ben Allah'ın elçisiyim. Seni İslâm'a davet ediyorum" dedi. Allah Rasulü'nün sözü biter bitmez, Ebu Bekir Müslüman oldu.'' Yalnız Hz. Ebu Bekir'in imanı, sıradağlar gibi muhkemdi. O, fıtratı ile bütünleşmiş, yıllardır aradığını bulmuş ve Efendimiz (sav)'e dönmüştü. Dönmüş ve bu yoldan artık geriye dönmeyi döneklik kabul etmişti. İşte onun imanını ele veren, hakkında değerlendirmeler yapmamıza yarayabilecek İki hâdise: Kendisi anlatıyor: "Hz. Peygamber'in yanında bulunduğum bir sırada "Kim bir kötülük yaparsa ondan dolayı cezalandırılacaktır. Kötülük yapan kendisi için Allah'tan başka ne dost ve ne de yardımcı bulabilir" âyet-i kerimesi nazil oldu. Vahiy sona erdiğinde Hz. Peygamber "Ey Ebu Bekir! Şu anda nazil olan bir âyeti sana okuyayım mı?" buyurdular. "Evet, Ey Allah'ın Rasulü, okuyun" dedim. Hz. Peygamber yukarıdaki âyeti okuduklarında belimin kırıldığını zannettim. Ve kendimden geçer gibi oldum. Bu durumu farkeden Hz. Peygamber "Ey Ebu Bekir! Ne oluyor?" diye sordular. "Ey Allah'ın Rasulü! Hangimiz kötülük işlemedik ki? Şimdi biz bütün bu yaptıklarımızdan dolayı cezaya mı çarptırılacağız?" dediğimde de şöyle buyurdular: "Ey Ebu Bekir! Müminler işlemiş oldukları kötülüklerin karşılığını bu dünyada çekecekler. Böylece kıyamet gününde Allah'ın huzuruna günahsız olarak çıkacaklardır. Diğerlerine gelince, Allah kıyamet gününde cezalandırılmak üzere onların günahlarını biriktirecektir" buyurdular." 12
Kendisine "Sıddîk" lakabını kazandıran, o kavi imanının göstergesi hâdiseyi ise Hz. Aişe bize şöyle naklediyor: "Hz. Peygamber, Mescid-i Aksa'ya doğru gece yolculuğuna çıktığı gecenin sabahında bu hâdiseyi halka anlattı. Daha önceden iman etmiş olan bazı kimseler bu hadise üzerine dinden döndüler. Bu kişiler Ebu Bekir Sıddîk'a koşarak "Arkadaşının ne dediğini duydun mu? O, bu gece Beyt-i Makdis'e gidip geldiğini söylüyor?" dediler. Bunun üzerine Ebu Bekir "Bunu Hz. Peygamber mi söylüyor?" diye sordu. Onların "Evet, O söylüyor" demeleri üzerine de "Eğer O söylemişse kesinlikle doğrudur" cevabını verdi. Şaşıran müşrikler "Ne yani, şimdi sen Muhammed"in bu gece Beyt-i Makdis'e gidip de sabahleyin tekrar Mekke'ye döndüğünü tasdik mi ediyorsun?" dediler. Ebu Bekir "Evet. Hatta ben O'nun sabah akşam gökten haber aldığına inanmaktayım" dedi. Bu sözünden ötürü Hz. Ebu Bekir'e "Sıddîk" ünvanı verildi." 13
"Evet, iman hem nurdur, hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir." Asırlar sonra Bediüzzaman gibi bir İslâm dahisinin ağzından çıkan bu sözler, âdetâ Hz. Ebu Bekir İçin söylenmiş gibidir. Zira o, iman eder etmez, Mekke'deki aleyhte bulunan şartlara rağmen, elde ettiği imanın nurlarını neşretmeye başlar. İşte onun teklif ve gayretleriyle İslâm'a giren devâsâ şahıslar: Hz. Osman, Zübeyr b. Avvam, Talha b. Ubeydillah, Sa'd b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Osman b. Maz'un, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Ebu Seleme b. Abdi'l-Esed ve Erkam b. Ebi'l-Erkam (ra).14
b. Cömertliği
Hz. Ebu Bekir Mekke'nin zenginleri arasındaydı. Müslüman olduğunda tarihçilerin verdiği bilgiye göre 40.000 dirheme sahipti. Fakat o, bütün varını yoğunu Allah yolunda infak etmişti. Hassaten Mekke'de Müslümanlığından dolayı müşrik efendileri tarafından eziyet gören köleleri satın alıyor ve azad ediyordu. İşte onlardan bazıları: Hz. Bilal, Âmir b. Füheyre, Züneyre (Ze-nîre) Nehdiyye, İbn-i Amir b. Müemmel'in cariyesi ve Ümmü Ubeys.15
"Cevher kadrini cevher fürûşân olmayan bilmez" fehvasınca, onu hayatı boyunca hakkıyla takdir eden Hz. Ömer'den Hz. Ebu Bekir'in cömertliğini dinleyelim: "Bir gün Hz. Peygamber sadaka vermemizi emir buyurdu. O sırada benim malım çoktu. Kalbimden "Eğer Ebu Bekir'i geçeceğim bir gün varsa o, bu gündür" dedim ve malımın hepsini hesaplayarak, yarısını getirdim. Peygamber Efendimiz bana:
-Sen çocuklarına ne bıraktın? diye sordu.
-Getirdiğim kadar da onlara bıraktım, dedim. Sonra Ebu Bekir geldi. Meğer o nesi varsa hepsini getirmiş. Peygamber Efendimiz ona da:
-Sen çocuklarına ne bıraktın? diye sordu. Ebu Bekir:
-Ben onlara Allah ile Peygamberini bıraktım, dedi. O zaman kalbimden "İmkanı yok, Ben Ebu Bekir'i hiçbir zaman geçemem" dedim" 16
Evet, bir devri değil, kıyamete kadar gelecek bütün asırları aydınlatan, güneşin önüne çekilmiş nikabı kaldıran, insanlığa yol gösteren o yüce kametlerin gösterdiği fedakârlıkların en başında bizim deyimimizle yardan, anadan, serden vazgeçmek olduğu gibi, maldan da vazgeçmek vardır. İşte Hz. Ebu Bekir, hayatı boyunca bunu gerçekleştirmiş, elindeki bütün mal varlığını İslâm'ın yücelmesi ve yükselmesi uğrunda sarf etmiştir. Öyleki, Müslüman olduğunda Mekke'nin zenginlerinden olan bu zat, vefat ederken İslâm devletine halifelik yapmış olmasına rağmen evlad u ıyaline hiçbir şey ama hiçbir şey bırakmadan rahmet-i Rahman'a yürümüştür.
İsterseniz böylesi cömertliğin Hz. Ebu Bekir'e ne kazandırdığına bir göz atalım. İbn-i Ömer anlatıyor: "Bir gün Rasulullah (sav) oturmuş, arkadaşlarıyla konuşuyordu. Ebu Bekir (ra) da yanındaydı. Ebu Bekir'in üzerinde yalnız bir abâ vardı. Abanın iki yakasını dikenle birbirine bağlamıştı. Derken Cibril (as) indi ve Peygamberimiz'e Allah'ın selamını ilettikten sonra:
-Ya Rasulallah! Ebu Bekir'in üstündeki, yakaları dikenle birbirine bağlı olan bu abâ nedir? dedi. Peygamber Efendimiz:
-Ya Cibril, bu adam Mekke'nin fethinden önce bütün malını benim yolumda harcadı, dedi. Cibril:
-Cenab-ı Hakk tarafından kendisine selam söyle ve de ki: Cenab-ı Hakk: "Ebu Bekir bu fakir hali ile Benden memnun mudur, yoksa değil midir?" diye soruyor", dedi.
Bunun üzerine Efendimiz (sav) Ebu Bekir'e dönüp:
-Ya Ebâ Bekir, Cibril (as), Allah'ın selamını sana iletir ve Cenab-ı Hakk: "Ebu Bekir, bu fakir hali ile benden hoşnut mudur, yoksa değil midir? diye soruyor" diyor, dedi.
Hz. Ebu Bekir ise ağlayarak:
-Ben Rabbime nasıl darılırım? Ben Rabbimden hoşnudum, ben Rabbimden hoşnudum, diyerek karşılık verdi." 17
c. Tevazuu
Büyüklük ayaklarının altında kaldırım taşı gibi kalan Hz. Ebu Bekir, küçüklüğü başında kubbe gibi görüyor ve her haliyle, her tavrıyla tevazunun tecessüm etmiş şekli halinde enzâr-ı nâsa arz-ı dîdâr ediyordu. İşte Hz. Âişe ve İbn-i Ömer anlatıyor: "Hz. Ebu Bekir ticaretle uğraşan bir zattı. Hergün pazara gider, alış veriş yapardı. Kendisinin bir sürü koyunu vardı. Bu koyunlar akşam ona getirilirdi. Bazen kendisi çıkarak koyunları güder, bazen de bu işi başkası yapardı. Kendisi başkalarının koyunlarını da sağardı. Halife olduğu zaman o mahalleden bir genç kız, "Artık bizim koyunlarımızı sağmazsın" dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir: "Hayır, hayatımla yemin ederim ki, onları sizin için sağacağım. Umarım ki yüklenmiş olduğum vazife daha önceki iyi ahlâklarımı değiştirmeyecektir" dedi ve eskisi gibi bir müddet daha mahallenin koyunlarını sağmaya devam etti." 18
Ata b. Sâib'in anlattığına göre, o halife olmasına rağmen pazara gitmeye ailesinin rızkını temin için tıpkı eskisi gibi çalışmaya devam etmek İstiyordu. Ama onca devlet işinin altında buna vakit ayırmak hakikaten zor bir işti. İşte bu gerçeği gören Hz. Ömer, yine bir gün Ebu Bekir pazara giderken sordu:
"Nereye gidiyorsun?"
"-Pazara"
"-Müslümanların idaresini üstlendin. Pazarda ne işin var?"
"-Pazara gitmezsem çoluk çocuğumun yiyeceğini nasıl sağlayacağım?"
"-Buyur, Ebu Ubeyde'ye gidelim, o sana maaş bağlasın."
Birlikte Ebu Ubeyde'nin yanına geldiler. Ömer durumu izah edince Ebu Ubeyde (ra):
"Sana, muhacirlerden orta halli birinin masrafı kadar bir yiyecek, nafaka, ayrıca kışlık ve yazlık elbiseler takdir ediyorum. Eskittiğini getirir, yenisini alırsın" dedi.
Böylece Ömer ile Ebu Ubeyde b. Cerrah, Ebu Bekir'e nafaka olarak hergün için -kelle ve sakatâtı hariç- yarım koyun gövdesi verilmesini kararlaştırdılar.19
Ütopya değil, hayal değil, geleceği düşünülen günlere ait hayal dünyasının mahsulü olan senaryolar da değil bunlar. Bunlar, tarihin aydınlık devirlerinde kalmış, elden ele, dilden dile, gönülden gönüle tâ bu günlere gelmiş, dost ve düşmanın ittifakıyla kabullenilmiş, "acaba bir daha böylesi idareciler görülür mü?" diye herkesin heyecan ve merakla beklediği mazide yaşanmış hadiseler. Gün ola devran ola.
ç. Sabrı
Sabır denince Bedîüzzaman Hazretleri'nin tasnifi içinde meseleyi ele almak gerekir. Yani ibadetlere, masiyetlere ve musibetlere karşı sabır.
İbadet, insanın gaye-i hilkati, aynı zamanda fıtratının neticesi. Bu dersi hem halen, hem de kalen Allah Rasulünden alan, Hz. Muhammed mektebinin şerefli, soylu, ilk ve en mümtaz talebesi Hz. Ebu Bekir'in bundan bigane kalması düşünülemez.. Evet O, kul olmanın ağırlığını hayatının sonuna kadar vicdanında duymuş, duydukça inlemiş, gerek sabahlara kadar namaz kılarak, gerek günlerce oruç tutarak, gerek hasta ziyaret ederek hep o kuşakta yaşamış bir insandır. Dolayısıyla o, ibadet, ubudiyet ve ubudeti bünyesinde cem etmiş nadide bir fıtrattır. İşte delili:
Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Bir defasında Allah Rasulü (sav):
"-Bugün içinizden kim oruç tuttu?" diye sordu.
Ebu Bekir (ra) "Ben" dedi. Rasulullah (sav):
"-Hasta ziyaretine gideniniz var mı?" Yine Ebu Bekir (ra): "Ben" dedi. Efendimiz (sav):
"-Hanginiz bir cenazenin teşyiinde bulundu?"
Yine Ebu Bekir (ra): "Ben" dedi.
"-Bugün kim bir yoksulun karnını doyurdu?"
Ebu Bekir (ra): "Ben" deyince Peygamber Efendimiz (sav):
"-Bu hasletleri bir günde kendisinde toplayan adam muhakkak cennete girer" buyurdu.20
Evet, şimdi de hayatını bu düşünceler içinde örgüleyen bir insanın ağaç dalına konan kuş karşısında söylediği şu sözlere kulak verelim: "Ne mutlu sana! Vallahi isterdim ki, ben de senin gibi ağaç dallarına konan, hiçbir hesabı ve azabı olmayan, ağaç meyvalarını yiyen ve uçup giden bir kuş olaydım. Vallahi isterdim ki, herhangi bir yolun kenarında bir ağaç olaydım da, yanımdan geçen develer beni ağızlarına alıp, çiğneyip yutaydılar ve sonra pislik olarak çıkarıp ataydılar. Yeter ki beşer olmayaydım." 21
Musibetlere karşı sabrına gelince, varını yoğunu İslâm'a feda etmesi sebebiyle, Ebu Bekir açlık içinde kıvrım kıvrım kıvranıyor. Sadece o mu? Hayır. İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Muhammed (sav) ve Hz. Ömer (ra) dahil daha niceleri aynı musibete giriftar. İşte yine böyle bir gün, sıcağın en şiddetli bir zamanında Hz. Ebu Bekir evinden çıkıp mescide geliyor. Ardından da Hz. Ömer soruyor: "Niçin bu vakitte evinden çıktın?" Hz. Ebu Bekir cevaben: "Açlığımdan dolayı" diyor. Bu iki dost, bu çerçevede muhavere ededursunlar Allah Rasulü (sav) çıkagelir. Sorar: "Bu vakitte işiniz ne?" "Açlık" cevabını alınca Efendimiz {sav) "Kalkın, şu Eyyub'e gidelim" der ve üç yâr-ı vefadâr karınlarını doyurmak üzere Ebu Eyyub el-Ensarî'nin evine giderler.22 Evet, atf-ı cürümlerin başlayabileceği, Efendimiz'e bunları bizim başımıza "sen" getirdin denilebileceği bir ortamda sabır gösterme, ufuk insana izhar-ı sadakatta bulunma, bulunabilme herhalde her babayiğidin yapabileceği iş olmasa gerektir.
Yine Taif günü Hz. Ebu Bekir'in oğlu Abdullah'a bir ok isabet etmiş ve 40 gün sonra ok yarasından dolayı Abdullah vefat etmişti. O, oğlunun vefatına çok üzülmesinin yanında, okun sahibini aramayı da ihmal etmiyordu. Nihayet oğlu Abdullah'ı öldürenin Benî Aclan'dan Sa'd b. Ubeyd olduğunu öğrendi. Zaten o da ikrar ve itiraf etti. Ciğerparesini kaybetmiş o baba, vicdanı kan ağlarken oğlunun katiline de şunları söylüyordu: "Hamd olsun o Allah'a ki, senin elinle Abdullah'a şeref ve kerem verdi. Abdullah'ın eliyle seni cehennemlik etmedi."23 Aman Allahım, bu ne sabır, bu ne inanmışlık ve bu ne terbiye! İşte dün bir bardak su için fırtınalar kopartan, yıllar ve nesiller boyu kan kavgaları yapan insanlar, Hz. Muhammed mektebinde bu seviyeyi hem de çok kısa bir zamanda ihraz etmişlerdi.
Masiyete gelince; Efendimiz (sav)'in etrafında halellenen hangi sahabeyi ele alırsak alalım, onların hepsinin değişik özellikleri itibariyle ısmarlama fıtrat olduğunu görürüz. "Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine iktida etseniz hidayete erersiniz" sözüyle de Allah Rasulü (sav) zaten bu hakikati dile getirmektedir. Hz. Ebu Bekir'e gelince, O ısmarlama Nebi'nin en yakın arkadaşı, hicrette yâr-ı vefadârı, vefatından sonra da halifesi olacak bu insanın ısmarlama olmaması düşünülemez. İşte bu hakikate binaen görüyoruz ki, Müslümanlığından sonra zaten hiç haram işlemeyen o nadide fıtrat, İslam'a girmeden önce de haramlarla hiç içli dışlı olmamış, yüz kızartıcı hiç ama hiçbir fiil işlememiş. Zina etmemenin ayıplandığı, fahişelerin caddede, sokakta kol gezdiği bir ortamda yetişmesine rağmen o, hiç zina etmemiş, içki içmemiş, putlara secde etmemiş. Hasılı o, ibadet, musibet ve masiyet konularında sabrın hep zirvesinde dolaşmış birisidir.
DİPNOTLAR
1) Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, III/169.
2) Said Havva. el-Esas fi's-Sünne, 3/1548.
3) i. Sa'd a.g.e., III/169; İ. Hacer el-Askalanî, el-İsabe fi Temyizi's-Sahabe, 4/101.
4) İ. Sa'd, a.g.e.. III/170.
5)İ. Hacer, a.g.e., IIII/102.
7) Cemalüddin Ebi'l-Ferec Abdurrahman b. Aliyyi'l-Cevzî, Sıfetü's-Safve, 1/99.
8)İ. Sa'd. a.g.e., III/189.
9) İ. Hacer, a.g.e.. IIII/102.
10) İ. Hacer, a.g.e., IIII/102; Said Havva, a.g.e., III/1549.
11) Yusuf Kandehlevî, Hayatü's-Sahabe, 1/67-68.
12) Yusuf Kandehlevî, a.g.e, I/71-72.
13) Yusuf Kandehlevî, a.g.e., I/63-64.
14) Yusuf Kandehlevî, a.g.e., I/67-68.186. 15)İ. Hacer, a.g.e-, 4/103.
16) Yusuf Kandehlevî, a.g.e., II/150.
17) Yusuf Kandehlevî, a.g.e., 1/326-327.
18) Yusuf Kandehlevî, a.g.e., II/564.
19) Yusuf Kandehlevî, a.g.e., II/276.
20) Yusuf Kandehlevî, a.g.e., II/511.
21) Yusuf Kandehlevî, a.g.e., II/109.
22) Yusuf Kandehlevî, a.g.e., I/309-310.
23) Yusuf Kandehlevî, a.g.e., II/591-592.