...:::islamoFBulgaria.NeT:::...

ИСЛЯМ НА ДРУГИ ЕЗИЦИ => ÒÓÐÑÊÈ - TÜRKÇE => : kral 22 2011, 20:35:47

: Dabbetül arz nedir? Çýkmýþ mýdýr?
: kral 22 2011, 20:35:47
 Soru
:Dabbetül arz nedir? Çýkmýþ mýdýr? Bu günlerde yayýna giren dabbe filminin  > doðruluk payý var mý? Aids hastalýðý ve sefahet Dabbe olabilir mi? Dabbenin cinlerle iliþkisi var mýdýr?
 >Cevap
 >Deðerli kardeþimiz;
 >Kýyamet alametlerinden biri "dâbbetü'l - arz"ýn çýkýþýdýr. Peygamber efendimiz þöyle  > bildirir:
 >"Onun alametlerinden biri, güneþin battýðý yerden doðmasý ve kuþluk vakti insanlarýn  > üzerine "dâbbe''nin çýkmasýdýr. Bu alametlerden hangisi önce belirirse, ötekisi onu kýsa zamanda takip edecektir." (Müslim, Fiten, 118; Ýbn Hanbel, "Müsned", II, 201)  >"Dâbbe, yanýnda Hz. Musa'nýn asâsý ve Hz. Süleyman'ýn mührü olduðu halde çýkar. Mü'minin  > yüzünü asa ile parlatacak, kâfirin burnunu da mühürle damgalayacak. O zamanda yaþayan insanlar bir araya geldiklerinde mü'min- kâfir belli olacaktýr." (Ahmed b. Hanbel, "Müsned", II, 491)  >Dâbbe kelimesi “canlý, hareket eden varlýk” anlamýnda kullanýlýr. Kelime anlamýndan  > hareketle tren, otomobil gibi þeylere de “dâbbe” denebilir. Mesela, bin yýl önce yaþamýþ birisini hayalen günümüze getirsek, yüz vagonlu treni görse “iþte bu dâbbetü'l-arz" diyebilir. Ama bu kelime daha çok hayvanlar için kullanýlýr.
 >Burada “Dâbbetü'l - arz acaba tek bir fert midir? Yoksa bir tür müdür?” sorusu hatýra  > gelebilir. Tek bir ferdin o kadar insana muhatap olmasý düþünülemez. Bu durumda onu bir tür olarak görmek daha uygun olacaktýr.
 >Dâbbenin ne olduðu hususunda deðiþik yorumlar yapýlmaktadýr. Mesela Hz. Alinin þöyle  > dediði nakledilir: “Bundan murat kuyruklu deðil sakallý dâbbedir.” Böyle bir bakýþta onun bazý þerli insanlara iþaret ettiði anlaþýlabilir.
 >Dâbbeye “AÝDS mikrobu” diyenler vardýr. “Televizyon” þeklinde deðerlendirenler vardýr.
 > Hatta “robotlar olabilir” görüþünü ileri sürenler vardýr. Bu son görüþe, zaman gelecek insan eliyle yapýlan ve yapay bir zekâ verilen robotlar, “efendilerinin” sözünü dinlemeyecekler, insan medeniyetini alt üst edeceklerdir.
 >Kur’anda Dâbbe
 >"Dâbbe" kelimesi Kur’anda on dört defa geçer. Bu kelimenin çoðulu olan “devâbb” ise  > dört defa kullanýlýr. Örnek olarak bunlardan bazýlarýna bakalým:
 >"Yeryüzünde yaþayan bütün canlýlarýn (her dâbbenin) rýzký ancak Allah'a aittir." (Hûd,  > 6)  >“Her canlýnýn (dâbbenin) dizgini Allahýn elindedir.” (Hud, 56)  >"Allah her canlýyý (dâbbeyi) sudan yaratmýþtýr. Bunlardan kimi karný üzerinde sürünür,  > kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediðini yaratýr. Allah, þüphesiz her þeye kadirdir." (Nûr, 45)  >Neml suresi 82. ayette geçen "dâbbetü'l- arz" ise, müfessirlerce genelde kýyamet alameti  > olarak açýklanýr:
 >"Tehdit edildikleri þey baþlarýna geldiði zaman onlara yerden bir dâbbe çýkarýrýz da,  > insanlarýn âyetlerimize kesin olarak inanmadýklarýný kendilerine söyler."  >Ayetin zahirine göre, arzdan çýkacak bu dâbbe insanlara konuþacak, onlarýn Ýlahi ayetlere  > tam inanmadýklarýný söyleyecektir. Buradan hareketle bu dâbbenin radyo, televizyon, hatta internet olabileceðini söyleyenler vardýr. Çünkü bunlar yerden çýkan hammaddelerle yapýlýr ve insanlarla konuþurlar. Hatta bazý rivayetlerde “Dâbbenin baþý bulutlara  > deðecek” denilir. Bilindiði gibi, televizyonlar uydu baðlantýlýdýrlar ve uydularýn da baþý semadadýr.
 >Dinin helal – haram ölçülerine uyan insanlar bu aletlerden yararlanýrlar. Böyle ölçülerden  > mahrum olanlar ise, daha çok zarar görürler. Çünkü bu aletler þerde ve günahta da kullanýlabilmektedir ve hatta bu tarz kullanýmlarý daha yaygýndýr.
 >Kanaatimizce dâbbenin konuþmasýný dil ile konuþmak þeklinde anlama zorunluluðu yoktur.
 > Bu konuþma “lisan-ý hal” yani hal diliyle de olabilir. Mesela trafik lambalarý ve iþaretlerinin dili yoktur ama insanlara çok þeyler söylerler.
 >Dâbbe neler söylüyor?
 >Þu gördüðümüz âlem Ýlahi ayetlerle doludur. Ama insanlarýn çoðu bu ayetleri anlamaz,  > günlük olaylarýn akýþýna kapýlýr, gafletle günlerini geçirir. Cenab-ý Hak, insanlarý uyarmak için zaman zaman felaketler gönderir. Bu, bir deprem, bir kasýrga, bir sel olabildiði gibi, bazen da bir hayvan olabilir.
 >Kur’ana baktýðýmýzda bazý kavimlere bazý hayvanlarýn ceza olarak gönderildiklerini görürüz.
 > Mesela Firavun ve kavmine bit, çekirge ve kurbaða gönderilmiþ, bunlar her tarafý istila ederek o inatçý insanlarý cezalandýrmýþlardýr. Bunlarýn benzerlerini günümüzde de görmek mümkündür. “Rüzgârýn diþleri” denilen çekirgeler kara bir bulut halinde gelip ekin  > tarlasýna inmekte ve tekrar havalandýklarýnda geride iþe yarar bir þey býrakmamaktadýrlar.
 >Keza, Ka’beyi yýkmak için gelen Ebrehe ve ordusuna sürüler halinde kuþlar gönderilmiþ,  > bunlar gaga ve ayaklarýnda taþýdýklarý özel taþlarý bu zalimlere yaðdýrmýþlar, onlarý darmadaðýn etmiþlerdir. Bu olay Kur’anda müstakil bir sureyle anlatýlýr. Fil suresinde anlatýlan bu olay, peygamber efendimizin dünyaya teþriflerinden kýsa bir süre önce  > meydana gelmiþtir. Surede geçen “ebabil” kelimesi kuþlarýn sürüler halinde geldiklerini ifade eder. Tasvir edilen tablo, tam bir “semavi bombalama” olayýdýr. Filolar halinde gelen bombardýman uçaklarýnýn hedefe bomba yaðdýrmalarý gibi, bu kuþlar grup grup  > gelerek o insanlarý “kendisinden çekirge sürüsünün geçtiði bir ekin tarlasýna” çevirmiþlerdir.
 >Kur’an, göklerin ve yerin askerlerinin Allahýn emrinde olduklarýný bildirir. (Müddessir  > 31) Allah dilediði zaman bu askerlerini inatçý kimseleri cezalandýrmada kullanýr. Mesela su rahmettir. Ama Allah dilerse, Nuhun kavmini helak eden bir tufana dönüþür. Gökten bardaktan boþanýrcasýna yaðmur indirilir, yerden sular fýþkýrtýlýr. Bunun sonunda,  > asi ve mütemerrit bir kavim sulara gark olur, tarih sahnesinden silinir.
 >Bazýlarý bu tür olaylarý tesadüfle açýklamaya çalýþabilir. Ama âlemde tesadüfe asla  > yer yoktur. Einsteinin ifadesiyle “Allah zar atmaz.” Yani iþini ihtimale býrakmaz. Hamdi Yazýr'ýn da dikkat çektiði gibi, “bizim tesadüf olarak gördüðümüz þeyler, gerçekte Ýlâhî birer tasarruftur.”
 >Kur'anýn bildirdiðine göre, Cenab-ý Hak her an tasarruftadýr. (Rahman, 29) Þu âlem yoktan  > var edilmesiyle Yüce Yaratýcýyý gösterdiði gibi, atomdan galaksilere varýncaya kadar her þeyde meydana gelen faaliyetlerle O'nun tasarruflarýndan haber verir. Cenab-ý Hak, kâinatý yaratýp, sonra onu kurulmuþ saat gibi kendi halinde iþlemeye terketmiþ deðildir.
 > Bir zerre bile Onun izni olmadan hareket etmez. "Bir yaprak bile Onun ilmi dýþýnda yere düþmez." (En'am, 59) "Hiçbir diþi O'nun bilgisi dýþýnda hamile kalmaz ve doðurmaz." (Fatýr, 11) Deli dolu esiyor görülen rüzgâr, rast gele deðil, Onun emrettiði þekilde  > eser. Bazen meltem olur yüzümüzü okþar, bazen fýrtýna olur, bir "azap kamçýsý" olarak görev yapar.
 >Dâbbe ile ilgili rivayetler incelendiðinde bu dâbbenin ahirzamanda insanlarýn büsbütün  > yoldan çýkmalarýyla onlara ceza olarak çýkacaðý anlaþýlýr. Mü’minler imanýn bereketiyle ondan zarar görmezler, ama isyankâr kimseler bununla cezalandýrýlýrlar.
 >AÝDS Dâbbe mi?
 >Bu noktada hatýra AÝDS mikrobu gelebilir. Çünkü bu mikrop daha çok gayr-i meþru beraberliklerin  > neticesinde bulaþmaktadýr. Tarih boyunca gayr-i meþru beraberlikte bulunanlar daima olmuþtur ama hiçbir zaman bu beraberlikler günümüzdeki çýlgýnlýk boyutlarýna varmamýþtýr. Bu açýdan AÝDS mikrobunu Ýlahi bir ceza olarak deðerlendirmek gayet makul görülmektedir.
 >Hatta Hz. Süleymanla alakalý Kur’anda anlatýlan þu olay, dâbbenin bu cihetine bir iþaret  > olarak görülebilir:
 >Hz. Süleyman'ýn, cinleri büyük binalar, heykeller vb. yapýmýnda çalýþtýrmasý anlatýldýktan  > sonra, þöyle denilmektedir:
 >"Eceli gelip de Süleyman’ýn ölümüne hükmettiðimizde asasýný kemirmekte olan bir aðaç  > kurdu (dâbbetü'l- arz) ölümünü onlara fark ettirdi. Süleyman yere düþünce, cinler anladýlar ki, eðer kendileri gaybý bilselerdi, o meþakkatli iþe devam edip durmazlardý." (Sebe, 14).
 >Rivayete göre Hz. Süleyman onlarý bu iþte çalýþtýrýrken bastonuna yaslanýr, bu þekilde  > onlarý kontrol ederdi. Ama bu haldeyken Azrail (as) gelip ruhunu kabzetti. Cinler Onun vefat ettiðini anlamadýlar, çalýþmaya devam ettiler. Bir aðaç kurdu Onun bastonunu kemirince, bastonu kýrýldý, Hz. Süleyman yere düþtü. Cinler Onun vefatýný ancak o zaman  > anladýlar. Þayet gaybý bilselerdi bu þekilde bir azap içinde çalýþmaya devam etmezlerdi.
 >(Not: Burada nazara verilen Hz. Musanýn bastonu, Onun kurduðu devlet sistemine ve aðaç  > kurdunun bunu kemirmesi, içten içe bu sistemi yýkmaya çalýþan komitelere bir iþaret olarak da deðerlendirilmiþtir. Doðrusunu Allah bilir.)  >Ýþte bu dâbbe Hz. Süleyman’ýn bastonunu kemirdiði gibi, dâbbetü'l- arz dahi AÝDS mikrobu  > þeklinde veya baþka bir þekilde haddini aþan bazý insanlarý kemirip onlarý maðlup etmesi mümkündür.
 >Ama “dâbbe AÝDS midir?” denilirse “evet” demek bir takým sýkýntýlarý beraberinde getirir.
 > Çünkü AÝDS dâbbe hakikatinin bir parçasý olabilir, ama onu tümüyle ifade etmeyebilir.
 >Meseleye þu açýlardan bakmakta yarar görüyoruz:
 >Ayette geçen "dabbe" kelimesinin elif lamsýz, yani belirsiz bir þekilde kullanýlmýþ  > olmasý, bunun bilinmeyen, tanýnmayan bir varlýk olduðunu ifade eder. (Ýngilizcede kullanýlan “the” takýsý gibi Arapçada “el” takýsý vardýr. Dâbbe kelimesinde bu takýnýn kullanýlmamasý onun tam bilinmediðine, hatta tam bilinemeyeceðine bir iþaret gibidir.)  >-Delalet etmek ayrý, tazammun etmek ayrýdýr. Dâbbe kelimesi AÝDS veya kötüye kullanýlan  > televizyonu içine alabilir, ama onlara kesin bir delaleti yoktur.
 >-Din bir imtihandýr. Ýmtihanda ise “akla kapý açýlýr, irade elinden alýnmaz.” Böyle  > olunca, kýyamet alametlerinin herkesin görüp anlayacaðý þekilde çýkmalarýný beklemek yanlýþ olur. Mesela alnýnda “bu kâfir” yazan bir deccal beklemek, elinde sihirli bir deðnekle birden ortalýðý düzeltecek bir mehdinin zuhurunu gözlemek, Ashab-ý Kehfin tekrar  > maðaralarýndan çýkmalarýný intizar etmek gibi rivayetleri tam anlamamak anlamýna gelir. (Rivayete göre ahirzamanda insanlýða çok büyük zararlar verecek biri çýkar. Deccal denilen bu þahsýn alnýnda “bu kâfirdir” yazýsý bulunur. Peygamberimizin neslinden gelen  > Mehdi buna karþý mücadele eder. Mehdi zamanýnda maðaradaki Ashab-ý Kehf uykudan uyanýrlar. Demek ki Mehdi, üçyüz yýldýr uykuda olan gençliði uyandýrýr. Onun mühim bir kuvveti gençlerden meydana gelir. Çünkü Kehf suresinde Ashab-ý Kehfin bir takým gençler olduðu  > açýkça ifade edilmektedir.)  >-Ayetlerin bir kýsmý muhkem, bir kýsmý müteþabihtir. Yani bazý ayetlerin manasý açýk  > iken bazýlarýnda bazý kapalý yönler vardýr. Benzeri bir durum hadisler için de geçerlidir. Bu tür kapalý manalarý “ilimde kökleþmiþ zatlar” anlayabilirler ve bunlarýn tevillerini yaparlar.
 >-Te'vil, "bir delile dayanarak, lafzýn muhtemel manalarýndan birini tercih etmektir.”
 > Te'vilde bir katiyet olmayýp, "mümkün bir ihtimal" söz konusudur. Bu cihetten, müteþabih ayetlerle ilgili te'viller, kanaat verebilirse de kesinlik ifade etmezler. Bunlarla ilgili nihai hüküm ve söz, Cenab-ý Hakk'ýndýr.
 >-Müteþabih manalarda nihai söz Cenab-ý Hakk'ýndýr.
 >"Gaybýn anahtarlarý O'nun yanýndadýr. O'ndan baþkasý onlarý bilemez... " (En'âm, 59).
 >"O gün sýrlar ortaya çýkacak" (Tarýk, 9) ayetinin hükmüyle, sýrlar kýyamet günü bildirilecek,  > "Allah kýyamet günü, ihtilafa düþtüðünüz þeyleri size açýklayacak" ayetinin manasý görülecektir. (Hacc, 69)  >SONUÇ  >Baþtan buraya kadar yaptýðýmýz nakiller ve deðerlendirmelerde herkesin tam kanaat getireceði  > bir sonuca varmadýðýmýz, konuyu bir derece muallâkta/ askýda býraktýðýmýz görülür.
 >Ýnsanýn ilmi sýnýrlýdýr. Mesela “zaman nedir, ruh nedir” gibi sorulara çok net cevap  > veremeyiz. Hatta bazý kevni gerçeklerde de bir derece bilinmezlik söz konusudur. Sözgelimi atomun ne olduðunu tam bilmiyoruz, hayatýn muammasýný tam çözmüþ deðiliz. Demek ki bazý meseleler gül goncasý gibidir, bir yapraðý araladýðýmýzda aralanmayý bekleyen  > baþka yapraklar karþýmýza çýkar. Bize düþen, bilinmezleri bilme yolunda uðraþý vermek, gayret göstermektir. Ýnsanýn bu tür sýrlý meseleleri araþtýrmasý sisli bir denizde yapýlan seyahate benzer. Ýnsan böyle bir seyahatte önündeki kayalarý ve ilerdeki kýyýlarý  > çok net göremez. Ama bu gizemlilik, bu seyahate ayrý bir güzellik katar.
 >Kanaatimizce meselenin bu tarzda ele alýnmasý daha isabetlidir. “Bundan murat þudur”
 > diyenler yarýn öyle olmadýðýný gördüklerinde mahcup olabilirler. Kesin hüküm vermek yerine “Bundan murat þu olabilir.” demek daha yerindedir ve ihtiyata daha uygundur. Çünkü,  >“De ki: Gerçek ilim Allahýn katýndadýr.”
 > (Mülk, 26)
 >“Göklerde ve yerde Allahtan baþkasý gaybý bilemez.”
 > (Neml, 65)
 >Doç. Dr. Þadi Eren
 >Not:
 > Mehmet Kýrkýncý Hocanýn konuyla ilgili þu makalesini de okumanýzý tavsiye ederiz:
 >Dâbbetül-arz
 >
 >Dâbbe; hareket eden canlý bir hayvan demektir. Dâbbeyi tek bir canlý olarak deðil de bir tür olarak düþünmek daha doðru olur.
 >
 >"Dâbbe" kelimesi Kur’an-ý Kerimde on dört yerde geçmektedir. “Yeryüzünde yaþayan bütün canlýlarýn (her dâbbenin) rýzký ancak Allah’a aittir.” (Hud, 11/6) Bu ayette geçen dâbbe kelimesi bütün hayat sahiplerini ifade etmektedir.
 >
 >Baþka bir ayette ise þöyle buyrulur: “Tehdit edildikleri þey baþlarýna geldiði zaman onlara yerden bir dâbbe çýkarýrýz da, insanlarýn ayetlerimize kesin olarak inanmadýklarýný kendilerine söyler.” (Neml, 27/ 82)  >  >Dâbbenin insanlarla konuþmasý, sadece dil ile konuþmasý anlamýna gelmez. Nitekim bu kâinat sarayýnda teþhir edilen nice antika eserler ve birçok hadise hal diliyle akýl sahiplerine çok þey anlatmaktadýrlar.
 
 Merhum Elmalýlý Hamdi Yazýr Efendi bu ayetin tefsirinde þöyle der:
 
 “Debb ve Debib: Hafif yürüme, debelenme demektir. Hayvanlarda ve çoðunlukla haþerelerde, yani böceklerde kullanýlýr. Ýçkinin vücuda yayýlmasý ve bir çürüklüðün etrafýna bulaþmasý gibi, hareketi gözle tespit olunamayan þeylerde de kullanýlýr.
 “Dabbe” kelimesi
  de bundan fail olmak üzere asýl lügatte "mâyedübbü", yani debbeden, hafif yürüyen, debelenen demek olur. Ve þu halde tren, otomobil, bisiklet gibi otomatik þeylere de, lügatin aslýna göre  “dâbbe” demek uygun olabilecekse de dilde kullanýlýþý hayvanlara mahsustur.
  Hatta örfte dört ayaklý hayvanlarda ve onlar içinde özellikle atta daha çok kullanýlmýþtýr. Bununla beraber “Allah, her hayvaný sudan yarattý. Ýþte bunlardan kimi karný üstünde sürünen, kimi iki ayaðý üstünde yürür, kimi dört ayaküstünde yürür...”(Nur, 24/45)  > âyetinden anlaþýlacaðý üzere her hayvan hakkýnda kullanýlýr. Hayvan kelimesi ile eþanlamlý gibidir.
 
 "Yeryüzünde yürüyen her canlýnýn rýzký, yalnýzca Allah'a aittir.”(Hud, 11/6)  âyetinden anlaþýlan da budur. Bundan dolayý dabbe kelimesi hayvanlar için olduðu  gibi insanlar için de kullanýlýr. Bu ayette "dâbbe" kelimesi nekre (belirsiz isim) olarak geldiðinden  > bunun bildiðimiz dâbbelerden baþka bir dâbbe olmasý akla gelir. "Onlarla konuþan dâbbe" terkibinde açýkça belirtilen bunun konuþan bir hayvan, yani insan olmasýdýr. Tefsirler de bu iki nokta etrafýnda dolaþmaktadýr.
 
 Râgýb, ‘Müfredat’ýnda bu konudaki görüþleri þöylece özetlemiþtir: “Dâbbe”, tanýdýðýmýzýn aksine bir hayvandýr ki, çýkmasý kýyamet vaktine mahsustur.” Bir de denildi ki: “Bununla cehalet ve bilgisizlikte hayvanlar gibi olan en þerli kimseler kast olunmuþtur.”
 
 
 Bu takdirde dâbbe bütün debelenen yaratýklarýn ismi olarak ifade edilmiþ olur. “Hâin” kelimesinin cemisi, “hâine” gibi. Kâdý Beydâvî ve bazý hadisçiler bunu “cessâse” casuslar olarak göstermiþlerdir ki, bir hadiste haber verildiðine göre, cessâse, Deccal için  > haberler araþtýrýp toplayan casus demektir. Ebü's-Suud da diyor ki: Bu dâbbe, casustur. Bundan cins isim söylenip, bir de tefhîm (büyüklüðüne iþaret) tenviniyle bilinmezliðinin tekid edilmesi, þanýnýn garipliðine ve özelliðinin, davranýþýnýn açýklamadan uzak  > olduðuna delalet eder…..
 
 Beyhakî gibi zatlarýn Ebu Hüreyre (r.a)den rivayet ettikleri bir hadiste Resulullah (s.a.v) buyurmuþtur ki: "Dâbbetü’l-arz, Musa’nýn âsasý, Süleyman’ýn mührü yanýnda olarak çýkacak, mühür ile müminin yüzünü parlatacak, âsa ile kâfirin burnunu kýracak, insanlar  > sofraya toplanacak, mümin ve kâfir tanýnacak.”
 
 Bu hadise göre de, dâbbe, normalin üzerinde bir kuvvet ve saltanat ile ortaya çýkýp büyük bir Ýslâm devleti kuracak lider olmuþ oluyor. Þüphe yok ki, Musa'nýn asasýna, Süleyman'ýn mührüne sahip olan kimse, büyük bir þahsiyet olacaktýr. Hem de kötülerden deðil,  > iyi ve hayýrlýlardan olacak, bütün müminlerin yüzünü güldürecek, kâfirlerin burnunu kýracaktýr. Âyette; "Onlara insanlarýn âyetlerimize kesin bir iman getirmemiþ olduklarýný söyler.” buyrulmasý da bunu gerektiriyor. Þu halde buna dâbbe ismi verilmesinin sebebi,  > onun kâfirlere karþý acýmasýz olacaðýný ve Allah Teâlâ'ya göre onun meydana çýkarýlmasýnýn zor bir þey deðil, yerden normal bir dâbbe çýkarmak gibi kolay olduðunu anlatmaktýr. Bu konudaki bazý açýklamalarý da kaydedelim:
 
 1- Ýbnü Cerir’in Huzeyfe b. Esîd’den rivayet ettiðine göre: "Dâbbe'nin üç çýkýþý vardýr: Birisinde bazý çöllerde çýkar, sonra gizlenir. Birisinde de, emirler kan dökerken bazý þehirlerde çýkar, yine gizlenir. Sonra insanlar mescitlerin en þereflisi, en büyüðü  > ve faziletlisi içinde iken yeryüzü kendilerini fýrlatmaya baþlar. Derken halk kaçýþýr, müminlerden bir grup kalýr, bizi Allah'tan hiç bir þey kurtaramaz derler. Dâbbe de onlarýn üzerine çýkar, yüzlerini parlak yýldýz gibi parlatýr. Sonra hareket eder, artýk  > ne takip eden yetiþebilir, ne de kaçan kurtulabilir. Bir adama varýr, namaz kýlýyordur, vallahî sen namaz ehli deðilsin der. Yakalar, müminin yüzünü aðartýr, kâfirin burnunu kýrar" dedi. "O zaman insanlar ne halde olur" dedik. "Arazide komþu, malda ortak,  > yolculuklarda arkadaþ olurlar" dedi.
 
 2- Ýlim ehlinden birçoklarý dâbbenin ortaya çýkmasý, emr-i bi'l-ma'rûf (iyilikleri emir) ve nehy-i ani'l-münker (kötülüklerden menetme) terk edildiði vakittir demiþler.
 
 
 Bir ayette mealen þöyle buyrulur:
 “Ne zaman ki Süleyman'a ölümü hükmettik, cinlere onun ölümünü sezdiren olmadý. Yalnýz bir güve böceði yere dayandýðý asasýný yiyordu. Bu sebeple Süleyman yere yýkýlýnca ortaya çýktý ki, cinler eðer gaybý bilir olsalar o zilletli  > azap içinde bekleyip durmazlardý.” (Sebe, 34/14)  >  >Hz. Süleyman’ýn (a.s) dayandýðý asasýný yiyen aðaç kurdunun veya bir güve böceðinin mahiyeti hakkýnda da iki görüþ vardýr: Bir görüþe göre burada ifade edilen kurdun, bilinen aðaç kurdu olduðudur.
 
 Diðer görüþe göre ise bu kurt, asalarý yiyen bir kurtçuktur.
 
 Ayette ifade edilen dâbbenin Hz. Süleyman’ýn (a.s) bastonunu kemirerek yiyip bitirmesi gibi, AÝDS mikrobu veya baþka bir hastalýðýn da isyan ve ahlaksýzlýkta haddini aþan bazý insanlarý kemirip eritmesi mümkündür.

Peygamber Efendimiz (sav.) "dâbbetü'l-arz"ýn meydana çýkmasýný kýyamet alametlerinden birisi olduðunu bir hadis-i þeriflerinde þöyle ifade etmektedir: “Onun alametlerinden biri, güneþin battýðý yerden doðmasý ve kuþluk vakti insanlarýn üzerine "dâbbe''nin çýkmasýdýr.
 Bu alametlerden hangisi önce belirirse, ötekisi onu kýsa zamanda takip edecektir.” (Müslim, Fiten, 118; Ýbn Hanbel, "Müsned", II, 201)
 
 Bediüzzaman Hazretleri de bu konuda þöyle buyurur:
 
 “Amma "Dabbet-ül Arz": Kuran’da gayet mücmel bir iþaret ve lisan-ý hâlinden kýsacýk bir ifade, bir tekellüm var. Tafsili ise; ben þimdilik, baþka meseleler gibi kat'î bir kanaatle bilemiyorum. Yalnýz bu kadar diyebilirim: (Laye’lemulðaybeillallah) Nasýlki kavm-i
 Firavun'a "çekirge âfâtý ve bit belasý" ve Kâbe tahribine çalýþan Kavm-i Ebrehe'ye "Ebabil Kuþlarý" musallat olmuþlar. Öyle de: Süfyan'ýn ve Deccallarýn fitneleriyle bilerek, severek isyan ve tuðyana ve Ye'cüc ve Me'cüc'ün anarþistliði ile fesada ve canavarlýða
  giden ve dinsizliðe, küfür küfrana düþen insanlarýn akýllarýný baþlarýna getirmek hikmetiyle, arzdan bir hayvan çýkýp musallat olacak, zîr ü zeber edecek. Allahu a'lem, o dabbe bir nev'dir. Çünki gayet büyük bir tek þahýs olsa,her yerde herkese yetiþmez. Demek
  dehþetli bir taife-i hayvaniye olacak. Belkiإِلَّا دَابَّةُ الْأَرْضِ تَأْكُلُ مِنسَأَتَهُ
 âyetinin iþaretiyle, o hayvan, dabbet-ül arz denilen aðaç kurtlarýdýr ki; insanlarýn kemiklerini aðaç gibi kemirecek, insanýn cisminde diþinden tý
 rnaðýna kadar yerleþecek. Mü’minler iman bereketiyle ve sefahet ve sû'-i istimalâttan tecennübleriyle kurtulmasýna iþareten, âyet, iman hususunda o hayvaný konuþturmuþ.” (Nursî, Þuâlar, Beþinci Þuâ)
 
 Bediüzzaman Hazretleri müminlerin iman bereketiyle ve sefahatten içtinap etmeleriyle böyle bir duruma düþmeyeceklerini özellikle vurgulamaktadýr. Öyle ise asrýmýzýn en dehþetli ve en büyük tehlikesi olan sefahat yangýnýna karþý, takva kalasýna sýðýnmak lazýmdýr.
 
 Evet, günahlarýn her taraftan sel gibi hücum ettiði günümüzde, nefs-i emmarenin tehlikesinden, aldatýcý ve cazibedar hevesatýn hücumundan kurtulmanýn yegâne çaresi, iffet, edep, hayâ ve takva dairesinde yaþamaktýr. Zira nefisle cihadýn en kýsa yolu takvadýr.
 
 >Ulvî maksatlar için yaratýlan insan, bu imtihan yeri olan dünyaya sadece yemek, içmek ve zevk etmek için gönderildiðini zannedip, helal dairesindeki keyfi kâfi görmeyerek, her türlü ahlaksýzlýðý iþlemekte ve sefahat bataklýðýnda sürünmektedir.
 
 Ýman, marifet, muhabbet, ibadet, takva, adalet ve istikamet gibi ulvi seciyelerden mahrum olan bir cemiyetten sefahat ve fuhþiyat gibi her türlü fenalýk zuhur eder; memleketleri yýkar, aileleri tarumar eder, haysiyet ve þerefleri silip süpürür ve fert ve cemiyetin
  dünya ve ahiret hayatýný zehirler.
 
 Evet, ahlaksýzlýk ve hayâsýzlýkta haddini aþan ve sefahat bataklýðýnda boðulan geçmiþ bazý ümmetler ve kavimler bir çok elim azaba, bela ve musibetlere duçar olmuþlardýr. Bunlardan ders alýnmasý bir ayette þöyle ifade buyrulur: “De ki, yeryüzünde gezin dolaþýn
  da, daha öncekilerin akýbetleri nice oldu görün.” ( Rum, 30/42)
 
 
 Mazide edep ve hayâsýzlýða sukut etmiþ ve ahlaksýzlýk çukuruna düþmüþ olan birçok asi kavimlere Cenâb-ý Hakk’ýn vurduðu sille-i tedip ve tazip Kur’an-ý- Kerim’in birçok ayetinde nazara verilmektedir. Bir kanser mikrobu olan sefahate, çok güçlü kavim ve imparatorluklarýn
  kudretleri dahi dayanamamýþtýr. Bu mikrop bir cemiyete girdi mi, artýk onun bünyesini kýsa bir zamanda kemirir, güçsüz býrakýr ve sonunda çökertir.
 Öyle ise geçmiþ kavimlerin baþýna gelen o elim hadiselerden ibret alýp uyanalým, edep, hayâ ve istikamet dairesinde
  yaþayalým ki, gadab-ý ilâhinin celbine vesile olmayalým.
 
 Cenab-ý Hakk’ýn Kur’an-ý Kerim’de geçmiþ ümmetlerin baþýna gelen elim hadiseleri bizlere anlatmasýnýn hikmeti, onlardan ibret ve ders almamýz içindir. Firavun ve kavmini bit, çekirge ve kurbaða istila etmiþti. Ama onlar her defasýnda tövbelerini bozmuþ, baþlarýna
  gelen musibetlerden ders almamýþ ve sonunda denizde boðulmuþlardý.
 
 Hem yine Kâbe’yi yýkmak için gelen Ebrehe ve ordusuna Cenab-ý Hak sürüler halinde kuþlar göndermiþ,
 o kuþlar gaga ve ayaklarýnda taþýdýklarý taþlarla onlarý periþan etmiþlerdi.
 
 Hem yine, Hz. Nuh’un (a.s) kavmini helak eden o büyük tufan, asi ve mütemerrit bir kavmi tarih sahnesinden silmiþti.
 
 Evet, Cenab-ý Hak, insanlarý uyarmak ve uyandýrmak için zaman zaman deprem,
 kasýrga, açlýk ve sel gibi bazý afetlerle onlarý ikaz etmektedir. Ancak insan öyle garip ve acip bir mahluktur ki, gaflet uykusundan uyanmasýný gerektiren bir çok ayet, hadis ve tarihi
  hadiseler varken yine de
 onlarýn birçoðu
 bunlardan ibret alýp uyanmaz, kendini tehlikeye sürükleyecek hata ve günahlardan sakýnmaz.
 
 Bu bakýmdan, çeþitli bela ve musibetlere maruz kalmamak için, her mümin ve özellikle de ilim ve irfan erbabý olanlar, kanser mikrobundan daha tehlikeli olan bu asrýn hastalýðý
 “sefahate” karþý büyük bir mücadele etmelidirler. Aksi halde suçlularla beraber
  masumlar da periþan olur. Nitekim bir ayette þöyle ifade buyrulur:
 “Ve öyle bir fitneden sakýnýn ki, içinizden yalnýzca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. (masumlarý da yakar) ” (Enfal, 8/25)

Edep ve hayâsýzlýkta haddini aþan geçmiþ kavimlerin baþýna birçok elim hadise geldiði gibi, Roma, Endülüs ve Pers gibi birçok imparatorluklarý da tarih sahnesinden silip atan sefahattir. Evet, tarihin þahadetiyle sabittir ki, düþmana maðlup olmuþ nice milletler
daha sonra güçlenerek istiklallerini elde edebilmiþ, düþmanlarýna galip gelebilmiþlerdir. Fakat ahlâksýzlýða, sefahate, zulme ve adaletsizliðe maðlup olan bir milletin kendini toparlamasý ve güçlenmesi mümkün olmamýþtýr, olamaz da. Sefahat nice milletleri
tarih sahnesinden silmiþtir.

Mesela; Romalýlarda faziletin bütün güzellikleri inkiþaf etmiþ; gerek idarecileri ve gerek ahalisi arasýnda muhabbet tesis edilmiþti. Onlar sefahatten ve ahlaksýzlýktan son derece sakýnýr ve faziletli yaþamayý bir þeref sayarlardý. Hanýmlarý ve gençleri son
 derece iffetli idi.
 Ancak, Ýskender Yunanistan’ý fethedince, onlardaki ahlaksýzlýk ve sefahat Roma’yý istila etmeye baþladý. O güzel ahlâk ve faziletin yerine sefahat ve ahlaksýzlýk hakim oldu. Aile hayatý bozuldu ve tefessüh etti. O ihtiþamlý Roma imparatorluðu
 > yýkýldý ve tarih sahnesinden silinip gitti. Ne kanunlarý ve ne de zenginlikleri onlarý yýkýlmaktan kurtaramadý.
Bediüzzaman Hazretleri þöyle buyurur: “… gençlik gidecek. Sefahette gitmiþ ise, hem dünyada, hem âhirette, binler bela ve elemler netice verdiðini ve öyle gençler ekseriyetle sû'-i istimal ile, israfat ile gelen evhamlý hastalýkla hastahanelere ve taþkýnlýklarýyla hapishanelere veya sefalethanelere
  ve manevî elemlerden gelen sýkýntýlarla meyhanelere düþeceklerini anlamak isterseniz; hastahanelerden ve hapishanelerden ve kabristanlardan sorunuz. Elbette hastahanelerin ekseriyetle lisan-ý halinden, gençlik saikasýyla israfat ve sû'-i istimalden gelen hastalýktan
 eninler, eyvahlar iþittiðiniz gibi; hapishanelerden dahi, ekseriyetle gençliðin taþkýnlýk saikasýyla gayr-ý meþru dairedeki harekatýn tokatlarýný yiyen bedbaht gençlerin teessüflerini iþiteceksiniz. Ve kabristanda ve mütemadiyen oraya girenler için kapýlarý
 açýlýp kapanan o âlem-i berzahta -ehl-i keþfelkuburun müþahedatýyla ve bütün ehl-i hakikatýn tasdikýyla ve þehadetiyle- ekser azablar, gençlik sû'-i istimalâtýnýn neticesi olduðunu bileceksiniz. Hem nev'-i insanýn ekseriyetini teþkil eden ihtiyarlardan ve
 hastalardan sorunuz. Elbette ekseriyet-i mutlaka ile esefler, hasretler ile "Eyvah gençliðimizi bâdi heva, belki zararlý zayi' ettik. Sakýn bizim gibi yapmayýnýz." diyecekler.” (Nursî, Þuâlar)
: Re:Dabbetül arz nedir? Çýkmýþ mýdýr?
: islamofbulgaria 22 2011, 23:43:24
S.a her halde forumun tabani bulgarca oldugu icin, bazi harfler yeruglif olarak cikiyor...
: Re:Dabbetül arz nedir? Çýkmýþ mýdýr?
: kral 24 2011, 21:01:39
Turkce bolumunde konularý okumak icin forumun en ustundeki turk bayragina tikladiktan sonra konulardaki hatalar giderilir.