: Peygamberimizin Mübarek soyu  ( 454 )

  • kral

    • *
    • АДМИН
    • Новак
    • : 65
    • Karma 1
    • :
    • islamoFBulgaria.NeT
      • .
    Peygamberimizin Mübarek soyu
    « -: 24 2011, 21:23:12 »
    Muhammed aleyhisselâmýn nûru, Âdem aleyhisselâmdan itibâren temiz babalardan ve temiz analardan geçerek gelmiþtir. Kur’ân-ý kerîmde Þu’ârâ sûresi 219. âyetinde meâlen; “Sen, yâni senin nûrun, hep secde edenlerden dolaþtýrýlýp, sana ulaþmýþtýr.” buyrulmaktadýr. Nitekim Peygamber efendimiz hadîs-i þerîfte; “Allahü teâlâ insanlarý yarattý. Beni insanlarýn en iyi kýsmýndan vücûda getirdi. Sonra, bu kýsýmlarýndan en iyisini (Arabistan’da) seçti. Beni bunlardan vücûda getirdi. Sonra evlerden, âilelerden en iyisini seçip, beni bunlardan meydana getirdi. O hâlde, benim rûhum ve cesedim mahlûklarýn en iyisidir. Benim silsilem, ecdâdým en iyi insanlardýr.” buyurmuþlardýr.

    Yaratýlan ilk insan olan Âdem aleyhisselâm, Muhammed aleyhisselâmýn zerresini taþýdýðý için alnýnda O’nun nûru parlýyordu. Bu zerre hazret-i Havvâ’ya, ondan Þît aleyhisselâma ve böylece, temiz erkeklerden temiz kadýnlara ve temiz kadýnlardan temiz erkeklere geçti. Muhammed aleyhisselâmýn nûru da, zerre ile birlikte alýnlardan alýnlara geçti. Melekler ne zaman Âdem aleyhisselâmýn yüzüne baksalar, alnýnda Muhammed aleyhisselâmýn nûrunu görürler ve ona salevât okurlardý. Yâni; “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed.” derlerdi. Âdem aleyhisselâm vefât edeceði zaman oðlu Þît aleyhisselâma dedi ki: “Yavrum! Bu alnýnda parlayan nûr, son peygamber Muhammed aleyhisselâmýn nûrudur. Bu nûru, mü’min, temiz ve afif hanýmlara teslim et ve oðluna da böyle vasiyet et! Muhammed aleyhisselâma gelinceye kadar, bütün babalar, oðullarýna böyle vasiyet etti. Hepsi bu vasiyeti yerine getirip, en asîl, en kibâr kýz ile evlendi. Nûr, temiz alýnlardan, temiz kadýnlardan geçerek sâhibine ulaþtý. Resûlullah’ýn sallallahü aleyhi ve sellem dedelerinden birinin iki oðlu olsa, yahut bir kabîle iki kola ayrýlsa Muhammed aleyhisselâmýn soyu, en þerefli ve hayýrlý olan tarafta bulunurdu. Her asýrda onun dedesi olan zât, yüzündeki nûrdan belli olurdu. O’nun nûrunu taþýyan seçilmiþ bir soy vardý ki, her asýrda bu soydan olan zâtýn yüzü pek güzel ve nûrlu olurdu. Bu nûr ile kardeþleri arasýnda belli olur, içinde bulunduðu kabîle baþka kabîlelerden daha üstün, daha þerefli olurdu. Âdem aleyhisselâmdan beri evlâttan evlâda geçerek gelen bu nûr Ýbrâhim’e ondan da oðlu Ýsmâil’e aleyhimüsselâm geçmiþtir. Onun da alnýnda sabâh yýldýzý gibi parlayan nûr, evlâdlarýndan Adnan’a, ondan Me’ad ondan Nizâr’a intikal etmiþtir. Nizâr doðunca babasý Me’ad, oðlunun alnýndaki nûru görüp sevinmiþ, büyük ziyâfet vermiþtir. “Böyle oðul için, bu kadar ziyâfet az bir þey.” dediði için de oðlunun adý Nizâr (az bir þey) kalmýþtýr. Bundan sonra da nûr sýra ile intikal ederek asýl sâhibi olan sevgili Peygamberimize ulaþmýþtýr.

    Sevgili Peygamberimiz; “Ben, Abdullah, Abdülmuttalib, Hâþim, Abdü Menaf, Kuseyy, Kilâb, Mürre, Ka’b, Lüveyy, Gâlib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme, Mudrike, Ýlyâs, Mudar, Nizâr, Me’ad, Adnân oðlu Muhammed’im. Mensup olduðum topluluk, ne zaman ikiye ayrýlmýþ ise, Allah beni muhakkak onlarýn en hayýrlý olan tarafýnda bulundurmuþtur. Ben, câhiliyyet ahlâksýzlýklarýndan hiçbir þey bulaþmaksýzýn, ana ve babamdan meydana geldim. Ben, Âdem’den babama ve anneme gelinceye kadar, hep nikâhlý anne babadan geldim. Ben ana ve baba îtibâriyle en hayýrlýnýzým.” Baþka bir hadîs-i þerîfte de; “Allahü teâlâ, Ýbrâhim oðullarýndan Ýsmâil’i seçti. Ýsmâil oðullarýndan Kinâne oðullarýný seçti. Kinâne oðullarýndan Kureyþ’i seçti. Kureyþ’ten Hâþim oðullarýný seçti. Hâþim oðullarýndan Abdülmuttalib oðullarýný eçti. Abdülmuttalib oðullarýndan da beni seçti.” buyurdu.

    Peygamberimiz Kureyþ kabîlesinin Hâþim oðullarý kolundandýr. Babasý Abdullah’dýr. Abdullah’ýn babasý Abdülmuttalib, annesi de Fâtýmâ binti Amr’dýr. Dedesi Abdülmuttalib, Mekke’nin hâkimi ve Araplarýn þeref îtibâriyle en üstün kabilesi olan Kureyþ kabîlesine mensuptu. Abdülmuttalib’in alnýnda Muhammed aleyhisselâmýn nûru parladýðýndan Kureyþ kavmi onunla bereketlenirdi. Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib, oðullarý arasýnda en çok Abdullah’ý severdi. Çünkü onun alnýnda Muhammed aleyhisselâmýn nûru parlýyordu. Abdullah’ýn güzelliði Mýsýr’a kadar þöhret bulmuþtu. Alnýndaki nûr yüzünden iki yüze yakýn kýz, onunla evlenmek arzusu ile Mekke’ye gelmiþti. Abdülmuttalib ise, O’nu her yönüyle O’na denk olan bir kýz ile evlendirmek istiyordu. Bunun için Benî Zühre kabîlesinin büyüðü Vehb bin Abd-i Menâf’ýn kýzý Âmine’yi oðlu Abdullah’a istedi. Vehb’in kýzý Âmine; güzellik, ahlâk ve neseb îtibâriyle Kureyþ kýzlarýnýn en üstünü idi. Ayrýca soy bakýmýndan Abdullah ile birkaç batýn yukarýda birleþmekte idi. Abdülmuttalib, Vehb’in kýzýný oðlu Abdullah’a isteyince Vehb þöyle dedi: “Ey amcam oðlu, biz bu teklifi sizden önce aldýk. Âmine’nin annesi bir rüyâ gördü. Anlattýðýna göre evimize bir nûr girmiþ, aydýnlýðý yeri ve gökleri tutmuþ. Ben de bu gece rüyâmda dedemiz Ýbrahim’i gördüm. Bana; “Abdülmuttalib’in oðlu Abdullah’la kýzýn Âmine’nin nikâhlarýný ben kýydým. Onu sen de kabûl et.” dedi. Bugün sabahtan beri bu rüyânýn tesiri altýndayým. Acaba ne zaman gelecekler, diye merak ediyordum.” Bu sözleri duyan Abdülmuttalib sevincinden“Allahü Ekber! Allahü Ekber!” diyerek tekbir getirdi. Nihâyet oðlu Abdullah’ý Vehb’in kýzý Âmine ile evlendirdi. Bu konuda baþka rivâyetler de vardýr.

    Abdullah, Âmine ile evlenince alnýnda parlayan nûr, hanýmýna intikal etti. Abdullah’ýn evlendiði geceye Türkiye’de ve birçok Ýslâm memleketlerinde bir asýrdan beri Regâib kandili ismi verilmekte ise de bu yanlýþtýr. Regâib gecesi, Receb ayýnýn ilk cumâ gecesidir. Muhammed aleyhisselâmýn nûru ise hazret-i Âmine’ye Cemâzilahir ayýnda intikal etmiþtir. Câhiliyye devrinde Araplarýn harbi haram saydýklarý aylarda harp etmek istedikleri zaman aylarýn ismini ve sýrasýný deðiþtirmeleri yâni Cemâzilahir ayýna o sene Recep demeleri sebebiyle halk içinde bu yanlýþlýk yayýlmýþtýr. Gerçekte bunun dînen ve ilmen bir kýymeti yoktur. O halde Nübüvvet yâni peygamberlik nûrunun Âmine vâlidemize intikali, þimdiki Cemâzilahir ayýndadýr, Regâib gecesinde deðildir. Âmine’nin Muhammed aleyhisselâma hâmile olduðu sýrada Kureyþ kabilesinde büyük bir darlýk, kýtlýk ve pahalýlýk olmuþtu. Kureyþ çok sýkýntý içinde idi. Muhammed aleyhisselâmýn ana rahmine düþmesiyle birlikte, O’nun hürmetine Allahü teâlâ Kureyþ kabîlesinin bað ve bahçelerine, mahsûllerine öyle bereket verdi ki, hepsi zengin oldular. Araplar o seneye “Senet-ül feth ve’l ibtihac” yâni sevinç ve bolluk yýlý dediler. Âmine Hâtun Sevgili Peygamberimize hâmile iken kocasý Abdullah ticâret için Þam’a gitmiþti. Dönüþünde hastalanýp Medîne’ye geldiði sýrada dayýlarýnýn yanýnda vefât etti. Bu haber Mekke’de duyulunca çok büyük bir üzüntüye sebep oldu. Eshâb-ý kirâmdan Abdullah ibni Abbas radýyallahü anh þöyle bildirmiþtir: “Peygamberimizin babasý Abdullah, oðlu doðmadan önce vefât edince melekler; “Ey Rabbimiz, Resûlün yetim kaldý.” dediler. Allahü teâlâ da; “O’nun koruyucusu ve yardýmcýsý benim.” buyurdu.”

    Âmine Hâtun þöyle anlatmýþtýr: “Ben altý aylýk hâmile iken, bir gece rüyâmda karþýma bir zât çýkýp dedi ki: “Ey Âmine, bilmiþ ol ki, sen âlemlerin en hayýrlýsý olan kimseye hâmile oldun. Doðurunca ismini Muhammed koy ve hâlini hiç kimseye açmayýp, gizli tut!” Baþka bir rivâyette de; “Ýsmini Ahmed koy.” þeklinde bildirilmiþtir.

    Muhammed aleyhisselâmýn doðmasýna iki ay kadar zaman varken Fil vak’asý meydana geldi. Ýnsanlarýn her taraftan akýn akýn gelip Kâbe’yi ziyâret etmesine engel olmak isteyen Yemen vâlisi Ebrehe, Bizans Ýmparatorunun da yardýmýylaSan’a’da büyük bir kilise yaptýrdý ve insanlarýn burayý ziyâret etmelerini istedi. Araplar ise eskiden beri Kâbe’yi ziyâret etmekte olup, Ebrehe’nin yaptýrdýðý kiliseye hiç îtibar etmediler. Hattâ hakâret gözüyle baktýlar. Ýçlerinden biri kiliseyi kirletti. Bu hâdiseye kýzan Ebrehe, Kâbe’yi yýkmaya karar verdi ve bu maksatla bir ordu hazýrlayýp Mekke üzerine yürüdü. Ebrehe’nin ordusunda önde yürütülen, zaferin kazanýlmasýnda en büyük payý alacaðý tahmin edilen Mahmud adýnda bir fil vardý. Ebrehe Kâbe’ye saldýrmaya baþlayýnca bu fil yere çöktü ve Kâbe yönünde yürümedi. Yönü Yemen’e çevrilince koþarak geri dönüyordu. Böylece Mekke’ye yaklaþýp hücum etmek istediði halde hücum edemeyen Ebrehe ve ordusu üzerine Allahü teâlâ ebâbil (dað kýrlangýcý) denilen kuþlardan bir sürü gönderdi. Ebâbil kuþlarýnýn herbiri, biri aðzýnda ikisi de ayaklarýnda olmak üzere, nohut veya mercimek büyüklüðünde üçer taþ taþýyorlardý. Bu taþlarý Ebrehe’nin ordusu üzerine býraktýlar. Taþ isâbet eden her asker, ânýnda yere düþüp öldü. Ebrehe kaçmak istedi. Taþlardan ona da isâbet edip, kaçtýkça etleri parça parça dökülerek öldü. Bu husus Kur’ân-ý kerîm’de Fil sûresinde bildirilmektedir. Böylece Kureyþ kabîlesi doðmak üzere olan Muhammed aleyhisselâmýn hürmetine büyük bir düþmanýn þerrinden kurtuldu. Muhammed aleyhisselâmýn geleceði Âdem aleyhisselâmdan îtibâren her peygambere ve ümmetlerine müjdelene gelmiþ, doðmasý yaklaþýnca da birçok haber ve müjdeler verilip alâmetler ortaya çýkmýþ, çeþitli hadiseler meydana gelmiþtir.