: Peygamberimizin Çocukluðu  ( 528 )

  • kral

    • *
    • АДМИН
    • Новак
    • : 65
    • Karma 1
    • :
    • islamoFBulgaria.NeT
      • .
    Peygamberimizin Çocukluðu
    « -: 24 2011, 21:30:26 »
    Sevgili Peygamberimiz doðduktan sonra dokuz gün kadar annesi Âmine Hâtun tarafýndan emzirildi. Sonra Ebû Leheb’in câriyesi Süveybe Hâtun onu günlerce emzirdi. O zaman Mekke halkýnýn çocuklarýný bir süt annesine vermeleri âdetti.

    Mekke’nin havasý çok sýcak olduðundan, çocuklarý havasý iyi, suyu tatlý olan civar yerlerdeki yaylalara gönderirler, çocuklar bir müddet oralarda, verildikleri süt annelerinin yanýnda kalýrlardý. Her sene bu maksatla Mekke’ye birçok süt analarý gelir, birer çocuk alýp giderlerdi. Çocuklarý büyütüp teslim edince de çok ücret ve hediyeler alýrlardý.

    Peygamberimizin doðduðu sene de yaylalarda yaþayan Benî Sa’d kabilesinden bir çok süt anne Mekke’ye gelip herbiri emzirmek üzere birer çocuk almýþtý. Benî Sa’d kabilesi Mekke civârýndaki kabileler arasýnda þerefte, cömertlikte mertlik ve tevâzuda ve Arapçayý düzgün konuþmakta meþhur olduðundan Kureyþ kabîlesinin ileri gelenleri çocuklarýný, daha çok, bu kabîleye vermek isterlerdi. O sene Benî Sa’d kabîlesinin yurdunda þiddetli bir kuraklýk ve kýtlýk olduðundan ücretle çocuk emzirip sýkýntýlarýný gidermek üzere, her senekinden daha çok süt annesi Mekke’ye gelmiþti. Bilhassa zengin âilelerin çocuklarýný alýyorlardý. Gelen kadýnlarýn herbiri birer çocuk almýþlardý. Peygamber efendimiz yetim olduðu için fazla ücret alamama düþüncesiyle, henüz O’na tâlib olan çýkmamýþtý. Gelen kadýnlar içinde iffeti, temizliði, hilmi (yumuþaklýðý), hayâsý ve yüksek ahlâkýyla tanýnmýþ Halîme Hâtun da vardý. Binek hayvanlarý zayýf olduðu için Mekke’ye ötekilerden geç gelmiþti. Kocasý ile Mekke’de dolaþarak zengin âilelerin çocuklarýnýn alýnmýþ olduðunu görmüþler, eli boþ dönmemek için bir çocuk aramaya baþlamýþlardý. Nihâyet görünüþü ile hürmet celbeden, sîmasý çok sevimli bir zat ile karþýlaþtýlar. Bu, Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib idi. Onunla torununu almak üzere anlaþtýlar. Abdülmuttalib, Halîme Hâtunu Âmine’nin evine götürdü. Halîme Hâtun þöyle anlatýr: “Çocuðun baþ ucuna vardýðýmda O’nu, yünden beyaz bir kundaða sarýlý, yeþil ipekten bir örtünün üstünde mýþýl mýþýl uyur gördüm. Etrafa misk kokusu yayýlýyordu. Hayret içinde kalýp bir anda O’na öylesine ýsýndým ki uyandýrmaya kýyamadým. Elimi göðsüne koyduðumda uyandý ve bana bakýp öyle bir tebessüm etti ki, kendimden geçtim. Annesi, böylesine güzel ve mübârek çocuðu bana vermez korkusuyla derhal yüzünü örtüp kucaðýma aldým. Sað mememi verdim, emmeye baþladý. Sol mememi verdim, emmedi. Abdülmuttalib bana dedi ki: “Sana müjdeler olsun ki, hanýmlar içinde senin gibi nîmete kavuþan olmadý.” Âmine Hâtun da bana çocuðunu verdikten sonra þöyle dedi. “Ey Halîme, üç gün evvel bir nidâ iþittim ki: “Senin oðluna süt verecek kadýn Benî Sa’d kabîlesinden Ebû Züeyb soyundandýr.” diyordu.” Ben de dedim ki; “Ben, Benî Sa’d kabîlesindenim ve babamýn künyesi Ebû Züeyb’dir.”

    Halîme Hâtun yine þöyle anlatmýþtýr: “Âmine Hâtun bana daha nice vakalarý anlattý ve vasiyette bulundu. Ben de Mekke’ye gelmeden önce bir rüyâ görmüþtüm. Rüyâmda bana; “Ey Halîme! Mekke’ye var, orada çok faydalanýrsýn. Sana bir nûr, arkadaþ olur. Bu rüyâyý kimseye anlatma, gizle!” denildi. Mekke’ye gelirken de saðýmdan solumdan sesler duyardým ve bana gâibden; “Sana müjdeler olsun ey Halîme, o parlak nûru emzirmek sana nasip olacak” diye seslenilirdi.” Halîme Hâtun þâhit olduðu daha nice hâdiseleri anlatmýþtýr.

    Halime Hâtun der ki: “Muhammed’i alýp Âmine’nin evinden ayrýldým. Kocamýn yanýna gelince kocam O’nun yüzüne bakýp kendinden geçti: “Ey Halîme! Bugüne kadar böyle güzel yüz görmedim” dedi. O’nu yanýmýza alýr almaz kavuþtuðumuz bereketleri görünce de; “Ey Halîme, bilmiþ ol ki, sen çok mübârek bir çocuk almýþsýn.” dedi. Ben de; “Vallahi, ben de zâten böyle dilerdim” dedim.”

    Halîme Hâtun, kocasý ile birlikte Muhammed aleyhisselâmý alýp Mekke’den ayrýldýklarý andan îtibâren O’nun bereketine kavuþmaya baþladýlar. Çelimsiz ve hýzlý gidemeyen merkebleri öylesine hýzlý yürüyordu ki, beraber geldikleri kâfile, onlardan önce yola çýkýp çok uzaklaþmýþ olmasýna raðmen, onlara yetiþip geçmiþti. Benî Sa’d yurduna vardýktan sonra görülmemiþ bir bolluða ve berekete kavuþtular. Sütü az olan hayvanlarý bol bol süt veriyordu. Bunu gören komþularý hayret edip, bunun emzirmek için aldýklarý çocuk sebebiyle olduðunu açýkça anladýlar.

    Kuraklýk sebebiyle çok sýkýntýya düþtüklerinde yaðmur duâsýna giderken O’nu yanlarýnda götürüp duâ ederek O’nun hürmetine bol yaðmura ve berekete kavuþtular.

    Sevgili Peygamberimiz süt annesi Halîme Hâtunun sað memesini emer, sol memesini emmezdi. Onu da süt kardeþine býrakýrdý. Ýki aylýkken emekledi. Üç aylýk olunca ayakta durur, dört aylýkken duvara tutunarak yürürdü. Beþ aylýkken yürüdü, altý aylýkken çabuk yürümeye baþladý. Yedi aylýkken her tarafa gider oldu. Sekiz aylýkken anlaþýlacak þekilde, dokuz aylýkken gâyet açýk konuþmaya baþladý. On aylýkken ok atmaya baþladý. Halîme Hâtun þöyle anlatmýþtýr: “Ýlk konuþmaya baþladýðýnda, “Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber. Velhamdülillahi rabbil âlemîn.” dedi. O günden sonra “Bismillâh” demeden hiçbir þeye elini uzatmazdý. Sol eliyle bir þey yemezdi. Yürümeye baþladýðýnda çocuklarýn oynadýklarý yerden uzak dururdu ve onlara “Biz, bunun için yaratýlmadýk.” derdi. Her gün O’nu güneþ ýþýðý gibi bir nûr kaplar ve yine açýlýrdý. Ýki yaþýna girdiðinde geliþmiþ, gösteriþli bir çocuk olmuþtu. Üzerinde beyaz bir bulut dâimâ birlikte hareket eder ve O’nu gölgelerdi. Bir gün Halîme Hâtun farkýnda olmadan süt kardeþi Þeymâ ile öðlenin yakýcý sýcaðýnda kuzularýn yanýna gitmiþti. Halîme Hâtun, onu yanýnda göremeyince hemen arayýp buldu. Þeymâ’ya, “Niçin sýcakta dýþarý çýktýnýz?” dedi. Þeymâ; “Anneciðim! Kardeþimin baþý üzerinde bir bulut O’nu dâimâ gölgeliyor.” dedi.

    Yine bir gün süt kardeþi Abdullah ile evlerinin yakýnýnda bulunan kuzularýn arasýna gitmiþlerdi. Süt kardeþi koþarak eve gelip; “Beyaz elbiseli iki kiþi, Kureyþli kardeþimi yere yatýrýp karnýný yardýlar, ellerini karnýna soktular!” dedi. Halîme Hâtun ile kocasý Hâris, süratle koþup yanýna geldiler. Baktýlar ki rengi deðiþmiþ, semâya bakýyor ve tebessüm ediyor.“Sana ne oldu yavrucuðum?” diye sorduklarýnda þöyle anlattý: “Yanýma beyaz elbiseli iki kiþi geldi. Birinin elinde içi kar dolu bir tas vardý. Beni tutup, göðsümü yardýlar. Kalbimi de çýkarýp yardýlar. Ondan siyah bir kan pýhtýsý çýkardýlar. Göðsümü ve kalbimi o karla temizlediler ve kapatýp kayboldular.” dedi. Bu hâdiseye “Þakk-ý sadr” (göðsünün yarýlmasý) denir. Bu, Kur’ân-ý kerîm’de Ýnþirah sûresi ilk âyetinde bildirilmektedir.

    Muhammed aleyhisselâma peygamberlik verildikten sonra Eshâb-ý kirâmdan bâzýlarý; “Yâ Resûlallah, bize kendinizden bahseder misiniz?” deyince; “Ben ceddim Ýbrahim’in duâsýyým. Kardeþim Îsâ’nýn müjdesiyim! Annemin ise rüyâsýyým. O bana hâmileyken Þam saraylarýný aydýnlatan bir nûrun kendisinden çýktýðýný görmüþtü. Ben Sa’d bin Bekr oðullarý yanýnda emzirilip büyütüldüm. Bir gün süt kardeþimle birlikte evimizin arkasýnda kuzularý otlatýyorduk. O sýrada yanýma beyaz elbiseli iki kiþi geldi. Birinin elinde içi karla dolu bir altýn tas vardý. Beni tuttular, göðsümü yardýlar, kalbimi de çýkarýp yardýlar. Ondan siyah bir kan parçasý çýkarýp bir yana attýlar. Göðsümü ve kalbimi o karla temizlediler.” buyurdu.

    Halîme Hâtun, dört yaþýndan sonra O’nu Mekke’ye götürüp annesine verdi. Dedesi Abdülmuttalib, Halîme Hâtuna çok büyük hediyeler verip ihsânda bulundu. Halîme Hâtun O’nu Mekke’ye býrakýnca; “Sanki caným ve gönlüm de O’nunla birlikte kaldý.” demiþtir.

    Muhammed aleyhisselâm altý yaþýna kadar da annesinin yanýnda büyüdü. Altý yaþýndayken annesi, Ümmü Eymen adýndaki câriye (hizmetçi) ile birlikte akrabâlarýný ve babasý Abdullah’ýn mezârýný ziyâret için Medîne’ye gittiler. Medîne’de bir ay kaldýlar. Bu sýrada Muhammed aleyhisselâm Benî Neccar kuyusu denilen havuzda yüzmeyi öðrendi. Sýrtýndaki nübüvvet mührünü ve diðer bâzý alâmetlerini gören Yahûdî âlimlerinden bir kýsmý; “Bu çocuk âhir zaman Peygamberi olacak!” demiþlerdir. Onlarýn bu sözlerini duyan Ümmü Eymen, durumu Âmine’ye haber verince Âmine Hâtun O’na bir zarar gelmesinden çekinerek, Mekke’ye dönmek üzere yola çýktý. Ebvâ denilen yere geldiklerinde hazret-i Âmine hastalandý. Hastalýðý artýp sýk sýk kendinden geçiyordu. Baþýnda duran oðlu Muhammed aleyhisselâma bakarak þu beyitleri söyledi:

    Eskir yeni olan, ölür yaþayan,
    Tükenir çok olan, var mý genç kalan.

    Ben de öleceðim tek farkým þudur:
    Seni ben doðurdum þerefim budur.

    Geride býraktým hayýrlý evlad,
    Gözümü kapadým, içim pek rahat.

    Benim nâmým kalýr dâim dillerde,
    Senin sevgin yaþar hep gönüllerde.

    Biraz sonra vefât etti. Orada defnedildi. Ümmü Eymen, Muhammed aleyhisselâmý Mekke’ye getirip dedesi Abdülmuttalib’in yanýna býraktý.

    Muhammed aleyhisselâmýn babasý ve annesi Ýbrâhim aleyhisselâmýn dîninde idi. Yâni mümin idiler. Ýslâm âlimleri; onlarýn Ýbrâhim aleyhisselâmýn dîninde olduklarýný ve Muhammed aleyhisselâm peygamber olduktan sonra da O’nun ümmetinden olmalarý için diriltilip, Kelime-i þehâdeti iþittiklerini ve söylediklerini, böylece O’nun ümmetinden olduklarýný bildirmiþlerdir.

    Muhammed aleyhisselâm sekiz yaþýna kadar da dedesinin yanýnda büyüdü. Dedesi Abdülmuttalib Mekke’de sevilen ve çeþitli iþleri idâre eden bir zât olup, heybetli, sabýrlý, ahlâký dürüst, mert ve cömertti. Fakirleri doyurur, hattâ aç, susuz kalan hayvanlara bile su ve yiyecek verirdi. Allah’a ve âhirete inanan, kötülüklerden sakýnan, câhiliyye devrinin çirkin âdetlerinden uzak duran bir zâttý. Mekke’de zulme, haksýzlýða engel olur, oraya gelen misâfirleri aðýrlardý. Ramazan ayýnda Hira Daðýnda inzivâya çekilmeyi âdet edinmiþti. Çocuklarý seven ve þefkat sahibi olan Abdülmuttalib, Muhammed aleyhisselâmý baðrýna basýp gece gündüz yanýndan ayýrmadý. O’na büyük bir sevgi ve þefkat gösterirdi. Kâbe’nin gölgesinde kendisine mahsus olan minderinde O’nunla beraber oturur, mâni olmak isteyenlere; “Býrakýn oðlumu, O’nun þâný yücedir!” derdi. Sevgili Peygamberimizin dadýsý Ümmü Eymen’e, O’na iyi bakmasýný önemle tembih eder; “Oðluma iyi bak! Ehl-i kitab, benim oðlum hakkýnda, bu ümmetin peygamberi olacak, diyorlar.” derdi. Ümmü Eymen demiþtir ki: “O’nun çocukluðunda açlýktan ve susuzluktan þikâyet ettiðini görmedim. Sabahleyin bir yudum zemzem içerdi. Kendisine yemek yedirmek istediðimizde; “Ýstemem, tokum.” derdi.“Abdülmuttalib uyurken ve odasýnda yalnýzken, O’ndan baþkasýnýn yanýna girmesine müsâade etmezdi. O’nu dâimâ öper, okþar, sözlerinden ve hareketlerinden son derece hoþlanýrdý. Sofrada onu yanýna alýr, dizine oturtur; yemeðin en iyisini ve en lezzetlisini O’na yedirir ve O gelmeden sofraya oturmazdý. O’nun hakkýnda nice rüyâlar görüp birçok hâdiseye þâhit oldu. Bir defâsýnda, Mekke’de kuraklýk ve kýtlýk olmuþtu. Abdülmuttalib, gördüðü bir rüyâ üzerine Muhammed aleyhisselâmýn elinden tutup Ebû Kubeys Daðýna çýktý ve; “Allah’ým, bu çocuk hakký için, bizi bereketli bir yaðmur ile sevindir.” diyerek duâ etti. Duâsý kabul olundu ve bol yaðmur yaðdý. O zamanki þâirler bu hâdiseyi þiirler yazarak dile getirmiþlerdir.

    Abdülmuttalib, bir gün Kâbe’nin yanýnda otururken, Necranlý bir râhip yanýna gelip onunla konuþmaya baþladý. Bir ara; “Biz Ýsmâiloðullarýndan en son gelecek olan peygamberin sýfatlarýný kitaplarda bulduk. Burasý (Mekke) O’nun doðum yeridir. Sýfatlarý þöyle, þöyledir!” diyerek birer birer saymaða baþladýðý sýrada, Peygamberimiz yanlarýna geldi. Necranlý râhip, O’nu dikkatle seyretmeye baþladý, sonra da yaklaþýp gözlerine, sýrtýna, ayaklarýna baktý ve heyecanla; “Ýþte, O budur. Bu çocuk senin neslinden midir?” dedi. Abdülmuttalib; “Oðlumdur!” deyince, Necranlý râhip; “Kitaplarda okuduðumuza göre O’nun babasýnýn sað olmamasý lazým!” dedi. Abdülmuttalib; “O, oðlumun oðludur. Babasý daha O doðmadan, annesi hâmile iken ölmüþtü” deyince, râhip; “Þimdi doðru söyledin.” dedi. Bunun üzerine Abdülmuttalib oðullarýna; “Kardeþinizin oðlu hakkýnda söylenileni iþitin de, O’nu iyi koruyun!” dedi.

    Abdülmuttalib vefâtý yaklaþýnca oðullarýný toplayýp Sevgili Peygamberimize; “Yavrum, bu amcalarýndan hangisinin yanýnda kalmak istersin” diye sordu, Resûl-i ekrem efendimiz koþup amcasý Ebû Tâlib’in kucaðýna oturdu. Onun yanýnda kalmak istediðini söyledi. Abdülmuttalib de O’nu oðlu Ebû Talib’e býraktý ve O’na iyi bakmasýný önemle vasiyet etti. Bundan sonra da vefât etti.

    Peygamberimiz sekiz yaþýndan sonra amcasý Ebû Tâlib’in yanýnda kalmaya baþladý ve onun himâyesinde büyüdü. O zaman Mekke’de Ebû Tâlib de babasý Abdülmuttalib gibi Kureyþ’in ileri gelenlerinden, sevilen, saygý gösterilen ve sözü dinlenilen bir zât idi. O da Peygamberimize büyük bir sevgi ve þefkat gösterdi. O’nu kendi çocuklarýndan çok sever, yanýna almadan uyuyamaz, bir yere gitmez ve; “Sen çok hayýrlýsýn, çok mübâreksin!” derdi. O elini uzatmadan yemeðe baþlamaz, önce O’nun baþlamasýný isterdi. Bâzan da ona ayrý sofra kurdururdu. Sabahlarý uyandýðýnda yüzünden nur saçýldýðýný, saçlarýnýn taranmýþ olduðunu görürlerdi. Ebû Tâlib’in fazla malý yoktu ve âilesi de kalabalýktý. Muhammed aleyhisselâmý himâyesine aldýktan sonra bolluða ve berekete kavuþtu. Mekke’de vukû bulan kuraklýk sebebiyle halk sýkýntýya düþtüklerinde Ebû Tâlib O’nu Kâbe’nin yanýna götürüp duâ etti. O’nun bereketiyle bol yaðmur yaðdý. Kuraklýktan ve kýtlýktan kurtuldular.

    Ebû Tâlib bir defâsýnda Þam’a ticâret için giderken Muhammed aleyhisselâmý da dokuz veya on iki yaþýnda bulunduðu sýrada yanýnda götürdü. Ticâret kervaný uzun bir yolculuktan sonra Busra’da Hýristiyanlara mahsus bir manastýrýn yakýnýnda konakladý. Bu manastýrda Bahîra adýnda bir râhip vardý. Önceden Yahûdî âlimlerindenken sonradan Hýristiyan olan bu bilgili râhibin yanýnda elden ele geçerek saklanan bir kitap bulunmakta ve birçok þey ondan sorulmakta idi. Kureyþ kervaný daha önceki yýllarda buradan defâlarca gelip geçmesine raðmen hiç ilgilenmeyen ve her sabah manastýrýn damýna çýkýp kâfilelerin geldiði yöne bakarak merakla bir þey bekleyen râhib Bahîra’ya bu defa bir hâl olmuþ ve heycanla irkilip yerinden fýrlamýþtý. Çünkü o, Kureyþ kervaný uzaktan göründüðü sýrada kervanýn üstünde beyaz bir bulutun da onlarla birlikte akýp geldiði ve onlarýn yanýna oturduðu aðacýn üstünde durduðunu görmüþtü. Bu bulut Muhammed aleyhisselâmý gölgelemekte idi. Kervan konunca Muhammed aleyhisselâmýn altýna oturduðu aðacýn dallarýnýn üzerine doðru eðildiðini görerek iyice heyecanlanan râhip, hemen bir sofra hazýrlatýp, acele ile bir de dâvetçi göndererek Kureyþ kervanýnda bulunanlarýn hepsini yemeðe dâvet etti. Kervanda bulunanlar Muhammed aleyhisselâmý mallarýnýn yanýnda gözcü olarak býrakýp râhip Bahîra’nýn yanýna gittiler. Ona defâlarca buradan gelip geçtikleri hâlde þimdiye kadar kendilerini dâvet etmeyip de bugün dâvet etmesinin sebebini sorarlarken, Bahîra gelenlere dikkatle bakýp; “Ey Kureyþ topluluðu, içinizden yemeðe gelmeyen var mý?” diye sordu. “Evet, bir kiþi var.” dediler. Râhip Bahîra ýsrarla, O’nun da çaðrýlmasýný isteyince gidip çaðýrdýlar. Gelir gelmez dikkatle O’na bakmaya, incelemeye baþlayan Bahîra, yemekten sonra hallerine, iþlerine dâir birçok soru sordu. Muhammed aleyhisselâm da cevap verdi. Bahîra gördüðü alâmetlerin ve aldýðý cevaplarýn hepsinin, âhir zamanda gelecek peygamberin sýfatlarý hakkýnda bildiklerine tam uyduðunu gördü. Sonra sýrtýný açýp nübüvvet mührüne baktý ve Ebû Tâlib’e; “Bu çocuk senin neslinden midir?” dedi. Ebû Tâlib; “Oðlum” deyince Bahîra; “Kitaplarda bu çocuðun babasýnýn sað olmayacaðý yazýlý, O senin oðlun deðildir.” dedi. Bu sefer Ebû Tâlib; “O benim kardeþimin oðludur.” dedi. “Babasý ne oldu?” deyince de, O’nun doðumuna yakýn öldüðü cevâbýný alan Bahîra; “Doðru söyledin, annesi ne oldu?” dedi. Ebû Tâlib; “O da öldü.” deyince yine; “Doðru söyledin.” dedi. Sonra da ýsrarla þöyle dedi: “Kardeþinin oðlunu hemen memleketine geri götür. O’nu, hasetçi Yahûdîlerden koru! Vallahi Yahûdîler bu çocuðu görüp, benim fark ettiklerimi fark ederlerse, O’na bir zarar vermeye kalkýþýrlar. Çünkü kardeþinin oðlunda büyük bir hâl ve þan vardýr. Bu, peygamberlerin sonuncusu olacaktýr. Getireceði din bütün yeryüzüne yayýlsa gerektir. Sakýn bu çocuðu Þam’a götürme, mübârek bedenine bir zarar verirler. Bunun hakkýnda çok ahd ve misak olmuþtur.”

    Ebû Tâlib “Mîsak nedir?” diye sorunca, Bahîra; “Allahü teâlâ bütün peygamberlerden ve en son da Îsâ aleyhisselâmdan ümmetlerine âhir zaman peygamberinin geleceðini bildirmeleri üzerine söz almýþtýr.” dedi. Ebû Tâlib, Bahîra’nýn bu sözleri üzerine Þam’a gitmekten vazgeçti ve mallarýný Busra’da ucuz fiyata satýp Mekke’ye döndü. Ebû Tâlib, Bahîra’dan iþittikleri þeylerden sonra, Muhammed aleyhisselâmý daha da çok sevip ömrü boyunca O’nu korudu ve her iþinde O’na yardýmcý oldu. Her hâliyle fazîletler ve güzellikler sâhibi müstesnâ bir insan olarak büyüyen Muhammed aleyhisselâm, on yedi yaþýna ulaþtýðý sýrada Yemen’e ticâret için giden amcasý Zübeyr, ticâretinin bereketli olmasý için O’nu da yanýnda götürdü. Bu seferde de nice hârikulade (olaðanüstü) halleri görüldü. Mekke’ye döndüklerinde O’nun bu halleri anlatýldý ve Kureyþ kabîlesi arasýnda; “Bunun þâný pek yüce olacak” diye söylenmeye baþlandý.